
Efsane
Bilindiği üzere Özgürlük Heykeli New York kentinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin önemli simgelerinden birisi sayılmaktadır. Özgürlük Heykeli Fransa tarafından Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nin yüzüncü yılını kutlamak amacıyla hediye olarak verilmiştir. New York kentinin girişinde bulunan bu büyük heykel, kente gelen milyonlarca insanı selamlamaktadır.
Mite göre Özgürlük Heykeli esas olarak Osmanlılar için tasarlanmış. Osmanlılar heykelin parasının büyük bir kısmını vermişler, fakat daha sonra heykel Fransızlar tarafından Amerikalılara hediye edilmiş. Dolayısıyla Fransızlar uyanıklık yapmak suretiyle Osmanlıları mağdur durumuna düşürmüşler. Konuyla ilgili çeşitli sitelerden bilgi edinmek mümkün. Bazı siteler ve kullanıcı grupları mevzuyu o kadar ciddiye almışlar ki, Özgürlük Heykeli’nin Türkiye’ye geri verilmesini dahi söyleyen var. Bu söylemin en sert şekilde dışa vurulduğu yazılardan birisini aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz:
http://www.siyasiforum.net/viewtopic.php?f=7&t=4550
Gerçekler
Özgürlük Heykeli’nin mimarı olan Frédéric Auguste Bartholdi eserini gerçekten de Süveyş Kanalı’na dikmeyi planlıyor. Bartholdi Süveyş Kanalı projesinden oldukça etkileniyor ve kanalın Akdeniz’e bakan kıyısına dev bir heykel yapmayı planlıyor. Projeye göre bu heykel meşale taşıyan Mısırlı bir kadın olacak. Bu kadın elindeki ışığı Batıya doğru taşıyacak şekilde kurgulanıyor. Bartholdi eseriyle Batı medeniyetinin Doğulu ve özellikle de Mısırlı kökenleri hakkında göndermede bulunmayı hedefliyor, fakat bu proje gerçekleştirilemiyor. Bartholdi’nin ilk projesinin modelini aşağıdaki resimde görebilirsiniz:

Kaynaklar Belirsiz
Özgürlük Heykeli’nin parasının Osmanlı’dan çıktığına dair söylemin en zayıf olduğu yan inandırıcı kaynaklardan yoksun olması. Konuya değinen çeşitli forumlarda, mesajlarda, spam maillerde heykelin parasının Osmanlı İmparatorluğu tarafından ödendiğine dair herhangi bir kanıt, referans bulunmuyor. Bu söyleme göre Bartholdi heykelin parasını Sultan Abdülaziz’den alıyor ve heykeli hazırlıyor. Daha sonraki süreçte o dönemde iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olan Mısır valisi İsmail Paşa tarafından reddediliyor. İsmail Paşa bu kadar büyük bir kadın heykelinin yerel halk tarafından sakıncalı bulunabileceği ve huzursuzluk çıkabilme ihtimali üzerine heykelin kurulmasına karşı çıkıyor. Bunun üzerine hikayeye göre heykel Paris’e götürülüyor ve bir depoya yerleştiriliyor. Daha sonraki süreçte ABD ve Fransa arasındaki yakınlaşmanın bir nişanesi olarak Özgürlük Heykeli’nin yapılması düşünülüyor. Bartholdi zaten depoda hazır bekleyen heykelin yüzünü ve belirli yerlerini değiştiriyor ve aslında parası Osmanlı tarafından ödenen heykeli ABD’ye “kakalıyor.”
Hikayedeki Tutarsızlıklar
Özgürlük Heykeli’nin Osmanlı tarafından yaptırıldığı ve parasının sultan tarafından ödendiği söylemi kendi içinde pek çok tutarsızlık barındırıyor. Her şeyden önce pek çok Batılı kaynaktaki hikaye kesinlikle bu şekilde ilerlemiyor. Bartholdi’nin Mısır valisi Said Paşa’yla tanıştığından, bu proje için bazı eskizler hazırladığından ve kağıt üzerinde bir takım projeler çizdiğinden bahsediliyor, fakat kısa bir süre sonra maddi koşullar sebebiyle böylesine devasa bir heykel projesinden vazgeçiliyor. Bu noktada ancak bırakın heykelin kendisini yaptırtmayı, ancak bu eskizler için belli bir para verilmiş olduğu düşünülebilir, ama bu doğru bile olsa heykelin gerçek maliyeti karşısında böbürlenecek bir durum ortaya çıkmıyor.
Bartholdi’nin heykeli hazırladığı ve sonrasında depoya koymak durumunda kaldığı hikayesi de gerçekçi değil. Her şeyden önce heykelin yapılmaya başlandığı tarihin 1875 yılı olduğu bütün kaynaklarda fotoğraflarıyla birlikte görülüyor. Oysa Özgürlük Heykeli’nin Süveyş’e yapılması projesi 1860’larda düşünülmüş. Ayrıca Süveyş Kanalı da 1869’da hizmete açılmış. Dolayısıyla heykelin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı ve sonra depoda bekletildiği fikri tarihsel olarak gerçekçi değil. Eldeki kanıtlara göre heykel projesinin üretim aşamasına gelmesiyle Süveyş Kanalı’nın açılması arasında tam tamına 6 yıl süre var.
Benzer şekilde Bartholdi’nin heykeli dikmek için aldığı mühendis desteği ve heykelin üretim sürecinin kamuoyunda oluşturduğu ilgi de hikayeyi gerçekçilikten uzaklaştırıyor. Şöyle ki Bartholdi heykelin ayakta durabilmesi için üretim sürecinde ve sonrasında Eiffel kulesinin mühendisi olan Gustave Eiffel’den destek alıyor. Sanatçının heykeli 1860’larda yaptığını varsayarsak zaten 1880’lerde, yani yaklaşık olarak 20 sene sonra hala heykelin ayakta durması gibi oldukça temel bir konuda çözüm bulamadığını varsaymak mantıklı olmuyor. Bartholdi eğer 1860’larda heykeli üretmiş olsaydı, nasıl ayakta duracağına dair planlarını da zaten yapmış olurdu. Dolayısıyla 20 seneye yakın bir süre sonrasında Eiffel’den mühendislik anlamında yardım alması da gerekmezdi.
Benzer şekilde heykelin üretim sürecindeki el, meşale, omuzlar ve kafa gibi parçalarının pek çok fuarda sergilendiğini görüyoruz. Heykel o kadar devasa ki daha parçalarının üretimi sürecinde bile hatırı sayılır bir kamuoyu merakına ve basının ilgisine maruz kalıyor. Heykelin meşale, el, kafa gibi bitmiş parçalarının sergilendiği fuarlar ve sergiler ise 1880’li yıllarda düzenlenen etkinlikler. Tahmin edilebileceği üzre eser gerçekten 1860’larda Osmanlıların talebiyle üretilmeye başlanmış olsaydı eserin parçalarına ve üretim sürecine dair benzer bir kamuoyunun bu yıllarda da oluşmuş olması gerekirdi. Oysa iddiaların tersine benzer bir üretim süreciyle ilgili herhangi bir veriye rastlayamıyoruz. Oysa 1875’ten 1886’ya kadarki üretim sürecinin pek çok ayrıntısına kaynaklardan rahatça ulaşmak mümkün oluyor.

Heykelin Fransa'daki çalışmaları, 1884

Heykelin eli 1876'da Philadelphia'da düzenlenen bir fuarda sergilenirken.

Heykel inşa halinde, 1878
Para Pul Meseleleri
İşin para kısmına dair de pek çok kaynak bulabilmek mümkün. İki devlet arasındaki yakınlaşmanın bir nişanesi olarak ortaya atılan heykel projesinin finansmanını sağlamak amacıyla iki ülkede de konserler düzenleniyor, çeşitli bağış kampanyaları, etkinlikler ve piyangolar tertipleniyor. 1879 yılına kadar 250.000 frank toplanıyor. Benzer şekilde ABD kongresinde de heykelin finansmanına dair çetin tartışmalar oluyor. Kongreden 50.000 dolarlık bir bütçe çıksa da sonrasında karar vali tarafından veto ediliyor.
Heykelin yönetsel aygıtlar tarafından finansmanın yanı sıra adını Pulitzer ödüllerinden bildiğimiz gazeteciJoseph Pulitzer gibi finansman sağlayan kişiler de oluyor. Pulitzer New York World gazetesi aracılığıyla başlattığı kampanya aracılığıyla 1885’e kadar 100.000 dolar topluyor. Heykelin finansmanına dair hem Fransız hem de ABD kamuoyunda bu kadar tartışmanın varlığı göz önünde bulundurulduğunda Özgürlük Heykeli’nin parasının Osmanlı Devleti tarafından verildiğini söylemek abes kaçıyor. Madem heykelin parası ödenmişti, bu adamlar neden bu kadar tartışmalara, kampanyalara vs. girsinler? Neden kongrede heykelin maliyetiyle ve gerekliliğiyle ilgili tartışmalar geçsin? Zaten parası verilmiş olan böyle bir heykeli kim istemez ki? Uzun lafın kısası gerek kamuoyunda, gerekse de yasal kurumlarda bu tartışmaların varlığı ve kanıtları heykelin parasının ödendiği yönündeki mitin karşısında ciddi engeller olarak duruyorlar.
Heykelin finansmanıyla ilgili tartışmalar için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz (İngilizce):
http://www.nytimes.com/learning/general/onthisday/harp/0502.html?scp=2&sq=statue%20of%20liberty%20Laboulaye&st=cse
Bu noktada Mısır’da bulunduğu sıralarda Bartholdi’nin 20’li yaşlarının başlarında genç bir sanatçı olduğunu da hatırlamak gerekiyor. Sultanın kendisini herhangi bir çalışmasında kanıtlamamış genç bir yabancıya bu kadar büyük bir projenin parasını vereceğini düşünmek çok da mantıklı gözükmüyor. Aslında hikayeyi “yazanlar” akıllarınca Batı’yı kötülemeye çalışırken, esas olarak kendi atalarını saf pozisyona düşürüyorlar.
Sonuç
Kısacası Bartholdi’nin de dediği üzre Süveyş Kanalı’na yapılması düşünülen Özgürlük heykeli projesi finansman sorunları nedeniyle gerçekleştirilememiş. Bartholdi sadece bir iki eskiz dışında heykele dair herhangi bir çalışmada bulunmamış (Edges Of Empire: Orientalism and Visual Culture Yazar: Jocelyn Hackforth-Jones,Mary Roberts, s.41). Osmanlı hükümdarının da bir iki eskize güvenip bütün parayı yirmili yaşlarda adı sanı belirsiz birisine verebileceğini zannetmek safdillik olur. Benzer şekilde “hayali” heykelle “gerçek” heykel arasında 20 yıllık bir dönem var. Heykelin üretim sürecinin kamuoyu tarafından nasıl da heyecanla takip edildiği, dikilmesi için gerçekleştirilen kampanyalar göz önüne alındığında böyle bir projenin Osmanlı Devleti’nde hiç yankı bulmamış olması hiç de gerçekçi gözükmüyor. Düşünsenize ABD ve Fransa’yı meşgul eden böylesine bir projeyi siz 20 sene önce başlatmışsınız ve bu konuda bir satır yazı dahi yazmamışsınız. Bu kadar alçakgönüllülüğe de pes doğrusu!
Aslında bu efsanenin altında eleştirilmesi gereken bir bakış açısı yatıyor. Heykeltıraşın yaptığı eserin seviyesine ulaşılamadığı durumda ister istemez finansmanına destek olma söylencesi yoluyla belirli bir tatmin seviyesi yakalanmaya çalışılıyor. Aslında olayın nerden bakarsanız bakın Türkiye’yle ve Türklerle ilişkisi yok! Süveyş Kanalı’nı açan şirket Fransız, oradaki resmi otorite Mısır (Son kertede dışişlerinde Osmanlı’ya bağlı olsa da, hatırlanacağı üzre Osmanlı Kavalalı’lar üzerinde otoritesini büyük ölçüde yitirmiş durumdaydı), Süveyş Kanalı’nda çalışanlar Afrikalı ve Ortadoğu’lu köleler, Heykel projesinin sahibi Fransız, heykeli üretenler Fransız, heykeli götürüp ABD’ye kuranlar Fransızlar ve ABD’liler; biz ise Mısır valimiz iki üç bişey çiziktirtmiş diye elimizde kanıt olmadan heykelin parasını vermiş olmakla öğünüyoruz! Şimdi bu böbürlenmenin akla mantığa sığan bir tarafı var mı allahaşkına? Hadi gerçekten de Özgürlük Heykeli’nin parasını Osmanlı ödedi diyelim; bu nokta kültürümüze, medeniyetimize nasıl bir avantaj sağlayacak? Parayı verip düdüğü çalmadan önce, emek verip düdük icat etsek, düdük imal etsek de öyle çalsak çok mu kötü olur?